22/5/2008 · Kategori: muhabbet olsun

İKİZLERİZ BİZ VARSA Bİ KUSUR AFFOLA

Yüreğimin iki yanına yerleşmiş ikizler, yıllardır durmaz
tepişirler. "kalk gidelim" derken biri... "halt etme otur" diye eteğinden çeker
diğeri... biri karınca, öbürü ağustos böceği... oysa yaş kemale erdi;
"nihai tercih"in vakti geldi. zordur ikizler için tercih... bir yanını seçmek, çoğu zaman öbüründen
de vazgeçmektir. çünkü birini feda ettiniz mi, "ikiz" değilsinizdir
artık... sizi siz yapan, içinizdeki tepişmedir. değeriniz, "diğeriniz"dedir.
bütün haziran doğumlular bilir bunu... o yüzden kıyamaz içinde tepişen
ikizlerden birine... ne kahkaha saçan neşeye, ne ansızın bastıran hüzne... ne
iyimser güne, ne karamsar geceye... ne ciddiye, ne muzibe... ne çocuğa, ne
büyüğe... ne sadeliğe, ne debdebeye... kıyamaz herhangi birini
elleriyle öldürmeye... Bilir ki yazılmış nice yazıda, dizilmiş onca notada,
boyanmış bunca tuvalde, söylenmiş sözde, yakılmış türküde o tepişmenin sancısı vardır.

Sancı durdu mu ne akarsu, ne ters akıntı kalır. ölü bir
denizde tek kürekle döner durursunuz.

Dedim ya; oburum.... ve bazen kızdırıyor sevdiklerimi bu huyum.

Varsa bir kusurum; haziran doğumluyum.

Can DÜNDAR
============================

Elementi : Hava
Özelligi : Zeki
Yönetici Gezegeni : Merkür
Metali : Civa
Ugurlu Günü : Çarsamba
Ugurlu Sayisi : 5
Ugurlu Tasi : Akik ve Inci
Ugurlu Renkleri : Sari, gri, açik mavi
Ugurlu Çiçekleri : Mimoza, çigdem
Ugurlu Kokulari : Gardenya, yasemin, sümbül
Ugurlu Müzik : Modern bati müzigi
En Belirli Özelligi : Sezgi gücü
En Büyük Ideali : Yazarlik
En Büyük Hatasi : Gevezelik
En Büyük Arzusu : Edebiyatta isim yapmak
En Büyük Yetenegi : Duygularini yaziya dökebilme

Bu burçta dogan kisiler degiskendir. Ikizler burcundan bir insan giysilerini, isini, ask hayatini ve evini düsünceleri kadar çabuk degistirebilir ki bu konuda oldukça hizlidir. Genellikle Ikizler'i bir yere veya bir fikre bagli tutmaya çalismak yanlis bir davranistir. Onlarla zeka yarisina kalkismak her zaman için yanlis bir istir, çünkü onlar konunun içini disini büyük bir rahatlikla konusabilirler. Keskin bir hiciv yetenekleri vardir. Çok ikna edicidirler. Elinden gelen herseyi yapar ve çekiciligiyle sizi koza sarar gibi sarar. Öyle hizli konusur ve öyle bastan çikarici bir tebessümle güler ki, bir süre sonra her istegine razi olursunuz. Bütün Haziran dogumlularda çok güçlü bir, gerçek niyetini saklama ihtiyaci vardir. Ikizler arzularinin tam aksi seklinde davranma zorunlulugunu hissederler. Ama bu burcun insani doganlar hayret edilecek konusma kabiliyetleri sayesinde harika politikaci olurlar; insanlarla iliskiler konusunda uzman olduklarini söylemeye ise hiç gerek yok... O'nun gözleri keskin ve yetenekleri çesitlidir. Parlak bir espri yetenegi, zerafeti, diplomasisi ve el hüneri vardir, ancak gene de sebat ve sabirdan yoksundur.

************************************************************

yarın zeynomun doğum günü yıl 2004 aylardan mayıs günlerden 23 ve hangi gündü bi saniye pazar sabahı saat tam 08,00 dı zeynoş geldi ağlaya ağlaya kısmetse yarın doğum günü kızımın ama belli değil belki haftasonuna bırakabilirim kutlamayı çünkü arkadaşlarımızda gelsinler dimi zeynomm çiçeğim benim.Allah herkesin yavrusuna sağlıklı uzuuunnnn ömürler versin inşallah ana babalarıyla beraber. kızımda bende ikizler olunca özelliklerimiz aynen böyle çok iyi taşıyoruz o mayıs sonu ben haziran başı 4 haziran yani zaten son cümlede nedemiş an dündar

"VARSA KUSURUM HAZİRAN DOĞUMLUYUM"

Bence çok güzeldi ağzına sağlık yüreğine sağlık can dündar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

10/5/2008 · Kategori: muhabbet olsun

HAYATTA  İKİ ŞEY GERİ ALINMAZ!
Hayatta geri alınamayacak iki önemli şeyden  biri zaman diğeri de söylenen
sözdür ..Aşağ ıdaki anekdot bu iki değeri bir  arada ifade ediyor ..

 


Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta  çaldı.
Uyku sersemi adam telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.  

Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Annesi 'nasılsın oğlum  iyi misin' diye sordu.
Oğlu şaşkın bir ifadeyle 'iyiyim anne hayırdır bir  şey mi oldu siz iyi misiniz?' dedi.
Annesi 'biz iyiyiz bir şeyimiz yok  sadece sesini duymak istedim' dedi.

Oğlu da 'anne bunun için mi aradın saat  sabahın üç buçuğu yarın da konuşabilirdik' deyince annesi de 'rahatsız mı ettim  oğlum?' dedi.

Oğlu 'evet anne rahatsız ettin' deyince annesi
'30 sene  önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin,
doğum günün kutlu olsun...  

 
ANNELERİMİZİN KIYMETİNİ  BİLELİM

Sevgilerimle,

MELİKE BERKER.

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

8/4/2008 · Kategori: muhabbet olsun

ANGUT KADAR VEFALI KALDI MI ACABA?

Angut kadar vefalı yız?

Bir çoğumuz manasini bilmeden kullaniriz "Angut" kelimesini.

Genelikle laftan anlamayan,ne yaptiğini

bilmeyen ve boş boş bakan insanlar için kullanılan

bir nevi 'hakarettir' "Angut".Angut bir kuştur aslın-

da.Angut kuşu eşi öldüğü zaman etrafında olan bi-

tenden tamamen bağimsiz olarak gözlerini bir an

dahi eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da

ölene kadar baş ucunda bekler.Etrafında kendisi-

ni öldürecek yırtıcı bir hayvan,ya da bir insan dahi

bile olsa Angut eşinin ölüsünden gözünü ayırmaz.

 

 

Bu davranış Angut kuşlari için geçerlidir.Çok ürkek

bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün

başında bekleyen Angut kuşunu korkutmaya

çalışsanız da kımıldamaz,oradan ayrılmaz.

Adeta dilimize pelesenk olmuş olan "Angut gibi

bakmasana"lafını doğrularcasına eşinin ölüsüne

bakar.

    Gerçekten değer  verilmesi gereken şeylere

Angut gibi bakabilse insanlar.Bundan sonra

bazılarına "Angut"demeden önce bir kere

daha düşünün.

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

14/2/2008 · Kategori: muhabbet olsun

özel gün için

BU GÜZEL GÜL TÜM SEVGİLİLERE......

  SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ

                           KUTLU OLSUN.

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

13/2/2008 · Kategori: muhabbet olsun

merhabalar

blogcular,dostlarrrrr bayağı zamandan beri ben bu blog işini salladım yani hem vakit yok hem yine vakit olmadığından yemek yokkk dermişim yok derken çalışıyoss yaaa sağolsun eş yapmakta yemekleri bende kendi yapmadığım bişeyi neden sayfama koyayım düşüncesiyle hep geçiştirmiş oldum blogumu. kısmetse kızlar evimizi taşıyoruz başka bir muhite memleket olarak aynı yerdeyiz ama yeni bir ev yeni bir mutfak sanırım bu ev benim ve ailem için daha iyi ve hayırlı olacak gibi geliyor inşallah öyle olur bu güzel mutfağmdan işte o zaman çok güzel yemekler çıkaracağım emin olabilirsiniz sabırla bekleyin beni derim yani zannetmeyin melikeye artık gitmeyelim onun bişey yapacağı yok diye lütfen ben yine buralardayım inşallah bu hafta sonu yeni evime bi gireyim ordan görüşücez herkesi çokkkkk öpüyorum hoşçakalın :x

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

13/2/2008 · Kategori: muhabbet olsun

Kaynana olmak bir sanattır.. : ) : ) : ) : ) : )

Kaynana olmak bir sanattır.. : ) : ) : ) : ) : )


Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve asik
oldugunu,evlenmek istedigini ve tanistirmak istedigini
söyler. Ama sadece eglence olsun diye eve 3 kiz getirecegini ve
annesinin evlenecegi kizi tahmin etmesini ister. Ertesi gün 3 güzel
kizla eve gelir. Otururlar, bir süre sohbet ederler.
Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar
"Tahmin ettin mi"diye.
Anne duraksamadan cevap verir:
Ortadaki kizilsaçlı."
Oglan hayretle annesine sorar:
"Inanilmaz, nasil bildin?" *
* Anne cevap verir:
"Bir tek ondan hoşlanmadım.."

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

8/2/2008 · Kategori: muhabbet olsun

zeynoşum

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/8/2007 · Kategori: muhabbet olsun

miraç kandiliniz mübarek olsun hayırlı kandiller

Miraç Kandili

"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra :1)

Mirac Gecesi, Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.


Hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:
Hz. Peygamber (s.a.v) Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ'ya geçti, Allah'ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

Sabahleyin Mescid-i Haram'a çıkıp Kureyş'e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. Birtakım erkekler Ebû Bekir'e koştular.
Ebu Bekir;
"Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi.
Onlar:
"Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler.
O da:
"Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum" dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.
Kureyşliler içinde Beytü'l-Makdis'i o zamanki haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü'l-Makdis gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.
"Gerçi Beytül-Makdis'i tanımlamada isabet etti." dediler.
Sonra:
"Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?" dediler.
Peygamber (s.a.v)
"Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu.
"Bu da diğer bir alâmettir" dediler. Sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.
Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
"İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler".
Bunun üzerine:
"Bu da diğer bir âyettir" dediler ve o gün hızla Seniyye'ye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:
"Güneş doğdu!" diye haykırdı. Diğer birisi de:
"İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (Hz. Muhammed'in) dediği gibi" dedi. Böyle olduğu halde yine iman etmediler de:
"Bu apaçık bir büyüdür." dediler.

Bazıları göğe yükselmenin de "Burak" üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ'ya kadar İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac, asansör kurulmuştur.


Ebu Sa'îd-i Hudrî'den rivayet olunduğu üzere Resulullah buyurmuştur ki:
"Beytü'l-Mak-dis'te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona "Koruyucu melekler kapısı" denir. Koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.
Nitekim bu konuda
"Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk" (Hicr, 15/17) buyurulmuştu.


Ve Ebu Sa'îd-i Hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:
"Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi.
"O kimdir?" denildi.
"Cibril" dedi.
"Yanındaki kim?" denildi.
"Muhammed" dedi.
"Öyle mi?
O Peygamber olarak gönderildi mi?" denildi.
O, "evet" dedi.
Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.


"Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:


Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
(Müddessir, 74/31)


ve buyurdu ki:


Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah'ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: "Mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor. "Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın" diyor.
"Ey Cibril! bu kim?" dedim.
"Baban Âdem" dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti
"Hoş geldin salih peygamber ve salih evlad" dedi.
Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
O: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi.
Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
"Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi.
Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar.
"Bunlar kim? Ey Cebrail!" dedim. O:
"Bunlar zinakarlar" dedi. "Allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler."
Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim...
Dedi ki:
"Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir".
Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O:
"Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi.
Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum. Ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi.
Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana selam verdiler. Hoş geldin dediler.
Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam verdi, hoşgeldin dedi. Nitekim yüce Allah:


"Biz onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/57) buyurmuştur.
Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni selamladı, hoşgeldin dedi.
Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. Musa dedi ki:
"İnsanlar beni "Allah katında en şerefli olan yaratık" diye iddia ederler. Bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her peygamber ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. "
Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum. Sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamıştı. Beni selamladı.
"Salih Peygamber ve Salih evlad hoş geldin" dedi. Bunun üzerine bana denildi ki:
"İşte senin yerin ve ümmetinin yeri."
Sonra Resulullah,


"Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin yardımcısıdır." (Al-i İmran, 3/68) âyetini tilavet etti ve buyurdu ki:


"Sonra Beyt-i Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.
"Ey Cibril! Bu nedir?" dedim. O:
"Şu rahmet nehri, şu da Allah'ın sana verdiği Kevser'dir" dedi. Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser'in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var.


Namaz Emri

Sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. Ondan sonra Musa'ya uğradım.
"Rabbin ne emretti?" dedi.
"Üzerime elli namaz farz kıldı" dedim. O:
"Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz" dedi.
Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit namaz indirdi. Sonra Musa'ya döndüm. Bu şekilde Musa'ya uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz kıldı.
Musa, yine:
"Rabbine dön, azaltmasını iste" dedi.
Ben:
"Çok müracaat ettim, artık utandım." dedim.
Bunun üzerine bana denildi ki:
"Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır."

Alâî Tefsiri'nden Âlûsî'nin naklettiğine göre, Resulullah'ın İsra gecesi biniti beş tane idi. Birincisi Beytü'l-Makdis'e kadar Burak. İkincisi dünya göğüne kadar Mi'rac; üçüncüsü yedinci göğe kadar meleklerin kanatları; dördüncüsü Sidre-i Münteha'ya kadar Cibril'in kanadı; beşincisi Kâbe Kavseyn'e (Mirac gecesi iki yay arası kadar Allah'a yaklaşmasına) kadar Refref (manevî bir binek)



Farsça bir şiirde şöyle denilmiştir:

"Renk Onu, yani Muhammed (s.a.v.)'i âyetlerimizden göstermemiz için geceleyin yürüttük. Bu şekilde Mirac, Peygambere âyet göstermekten ibaret değil, Peygamberin kendisini bir âyet olarak kâinata göstermek olmuştur. Gerçekten Necm Sûresi'nin inişi daha önce olduğuna göre, Peygamber hakkında;


"Andolsun, O, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü" (Necm, 53/18)

anlamı daha önce gerçekleşmiştir. Ve o, kendisi Allah'ın âyetlerinden en büyük bir âyettir. Ve İsrâ'nın hikmeti de ona göstermeden çok, onu göstermeye daha uygundur.

Muhakkak ki, ancak o, herşeyi işiten ve herşeyi görendir. Tefsircilerin çoğu, bu zamiri yüce Allah'a işaret etmek üzere tefsir etmişler ve meâlini şöyle açıklamışlardır: O noksan sıfatlardan münezzeh zattır ki, ancak o, kulunun gizli ve açık bütün hallerini gerçek anlamda gören ve haberdar olan ve bundan dolayı, bu yüksek makama ehil ve layık olduğunu bilendir. Onun için bu makamı ona tahsis etmiş ve ona bu şekilde ikramda bulunmuştur. Bu şekilde âyet, gıyabdan (üçüncü şahıstan) birinci şahısa iltifat (çevirme) ile başlamış ve birinci şahıstan üçüncü şahısa iltifat ile son bulmuş olur. Aynı zamanda kâfirlere karşı bir tehdid mânâsını da gerektirir. Ebu'l-Bekâ'nın naklettiğine göre, bazı tefsirciler de zamirin Peygambere işaret ettiğini söylemiş ve âyetin meâlinde demiştir ki: "Gerçekten sözümüzü işiten ve zatımızı gören yalnız o kuldur". Bu şekilde üçüncü şahısa iltifat yoktur. Ve âyet, zahirine göre yorumlanmıştır. Ancak "zatımızı gören" diye tefsir etmek için açık bir ipucu yoktur. "O gösterdiğimiz âyetleri gören" demek daha açıktır. Bununla birlikte Tıybî demiştir ki: "Zamirin böyle iki ayrı yoruma muhtemel olarak gelmesinin sırrı, Hz. Peygamberin yüce Allah'ı görmesi ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın sözünü işitmesi ve ancak, "Benim yardımımla işitir ve benim yardımımla görür." Hadisi şerifin mânâsı üzere olduğuna işaret olsa gerektir.

Mirac olayının gerçekleştiği gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir. Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle donatıldığı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti.


--------------------------------------------------------------------------------
Geceyi İhya Etmek İçin

--------------------------------------------------------------------------------
Yatsı namazından sonra 12 rek'at "Hacet namazı" kılınır.
Beher rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namaza niyet:
"Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber."
Namazdan sonra:
4 Fâtiha-i şerîfe,
100 defa:
"Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym"
100 İstiğfâr-ı şerîf,
100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.
Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100'er adet okunursa veya bu namaz 100 rek'at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü'min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.
Mi'rac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır.
Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza etmeleri makbul olsa gerekir.




--------------------------------------------------------------------------------

Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim ve aynı sayfada meali ve Ayet Ayet Elmalı Tefsiri'ne Ulaşmak İçin Tıklayınız

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

6/8/2007 · Kategori: muhabbet olsun

güzel bi şiir!

'Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi
bulduğumda
>anladım.Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,kendi yolumu
>çizdiğimde anladım.
> Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş
hayat,okuyarak,dinleyerek değil.
> Bildiklerini bana neden anlatmadığını
anladım.Yüreğinde aşk olmadan
>geçen her gün kayıpmış,aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
> Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş
gözlerden,neden hiç
>ağlamadığını anladım.
> Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha
değerliymiş,gözyaşımı
>kahkahaya çevirdiğinde anladım.
> Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en
çok sevdiği
>acıtabilirmiş, çok acıttığında anladım.Fakat,hak edermiş sevilen onun için
>dökülen her damla gözyaşını,gözyaşlarıyla
>
> birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.
> Yalan söylememek değil,gerçeği gizlememekmiş
marifet,yüreğini elime
>koyduğunda anladım.
> ''Sana ihtiyacım var gel'' diyebilmekmiş güçlü
olmak,sana
>''git''dediğimde anladım.
> Biri sana''git''dediğinde,''kalmak istiyorum''
diyebilmekmiş sevmek,git
>dediklerinde gittiğimde anladım.
> Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde
zırıl zırıl
>ağlayan,büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
> Özür dilemek değil,''affet beni''diye haykırmak
istemekmiş pişman
>olmak,gerçekten pişman olduğumda anladım.Ve gurur,kaybedenlerin,acizlerin
>maskesiymiş,sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış;yüreğimde sevgi
>bulduğumda anladım.Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün
>affedilmeyi,beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
> Sevgi emekmiş,emek ise vazgeçmeyecek kadar,ama özgür
bırakacak kadar
>sevmekmiş.'
>
> (CAN YÜCEL'DEN)

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

1/8/2007 · Kategori: muhabbet olsun

selam uzuuunnn bi aradan sonra

sevgili emel beni sobelemişşş buna da cevap vermesem herhalde kötübir arkadaş olarak anılacağım iyisimi sobeye katılmak değilmi ama inanın işlerim yoğun zaten biraz boşluğum olsa blogum ihmal olmazdı öyle değilmi neyse şimdi sobe sonra ebeleme zamanı ::)))

 

soru 1) benim hakkımda düşüncelerin nelerdir ?

 

 

elcevapp:) seni çok uzun zaman olmadı tanıdığım fakat çok doğal çok becerikliiiiii güzel yemekler yapannnn bu işte ustalaşmısın biraz da kanımcaaa ev hanımı olabilmek herhatunun harcı değil ayrıca vede çok cici mi cici bi annesin gülmek benim gibi sanada çok yakışıyor dostum blog sayesinde oluşan bu dostluğumuz umarım devam ederr.

 

soru 2)en sevdiğim arkadaşımın ismi ve kimmiş?

 

elcevap :) işte bu biraz zor bi soru olacak amaaa bilmiyom ki ben insan olarak bütün herkesi severim zaten hani böyle somurtmak olsun yada kızgınlık yada kin diyelim allahıma şükür öyle şeyleri kalbimde barındırmıyorum ama çok sevdiklerim içinden seçecek olursam burcu diye bi arkadaşım var onunla bloglarda tanıştık 1yıl oldu nerdeyse izmirli kendisi çok şeker bide kızı var onuda öpüyorum buradan yani seçimler arasında böyle diğer şekerler üzülmeyin bu gidişle bu sobeler devam eder ben de yazarım sırayla olurmuuuuu emel şeker sende dahilsin heeeee:)

 

soru3:)mesleğin ?

 

el cevap:) çok kötü bir mesleğim var arkadaşlar belki maddi bakımdan güzel olabilir amaaaaa ben 15 yıl olacak bu ekim ayında bi özel sektör tekstil fb sevkiyat şefiyim yanımda 25 tanee adam yada amcalar abiler kardeşler diyeyim beraber çalışıyoruz bir bayan ben yani aslında yanlış bi meslek eşim öğretmen tam bi erkek işi bu yani çoğu zaman diyorum keşke ben öğretmen olabilseydim diye amaaa keşkeeee zaman geri gelmiyor velhasıl yoğun bi iş tempom var sabah 9/yada 10 arası işe geliyorum gece kaçta biterse yine 9/10 u buluyor ve buna haftasonlrı da dahil hadi siz gelinde deyin bakalım niye eyvahmelikemutfakta diye melike mutfağa girebiliyormuki sanki vah garibiiimmmmmm böyle de zor bi işim var daha yıllık iznimi bilem alamadım benimkiler bugün baba oğul memlekete gittiler (MUŞ)biz ana kız yani zeynoşumla kaldık burada anacığım var yanımda olsun dimi zeynom yavrumun yavrusu misali annem ikimizi de severrrrr :(:(:(:(

 

soru 4:) güzel dostum sormuş bu dünyadan göçtüğünüzde arkanızda ne bırakmak istersiniz?

 

elcevap:) aslına bakarsan arkadaşım insanlar bu dünyadan göçerken hiç bişey gelmicek akıllarına çünkü  o an sadece sen ve hesapgünü olacağından ne çocuk ne ana ne baba ben oraya ne götürmek iserdim diye düşünüyorum önce şunu diyeyim iyi bir insan kul hakkı yememiş olarak anılmak isterdim en azından insanlardan allah razı olsun iyi insandı sözü duymak hoş olurdu ama giderken götüreceğim de çok önemli öbür taraf için çok hazırlıklı değilim sonuçta 1 saat sonra ne olacağımızı biliyormuyuz maleseff ama üzerimize düşen hiç bi görevi yerine getirmiyoruz başım dik kokmadan gitmek istiyorum kelime_i şahadet getirerek ölebilmeyi Rabbim hepimize nasip eder inşallah şunu unutmayalım nasış yaşıyorsak öyle de öleceğiz.

Emelcim seni kocaaaaman öpüyorumm küsmessin inşallah bana bak katıldım sobeyeeee :)):):)))

şimdi ben mi sobelicem hemen başlıyommm

bayanlulu

hdidem(madem bukadar keyif aldın sende sobeee)

tatlimutfak

cemilekaran

burcudaruga

baharhabercisiyim

zeytintanesi

hadi sıra sizde hanımlarrr

hayırlı akşamlar herkeseee

 


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz!

« Önceki ::